
“Uygulama COP’u” COP31 ve Türkiye’nin Yeşil Dönüşüm Fırsatları
2026 yılında Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenlenecek BM İklim Değişikliği 31. Taraflar Konferansı (COP31), küresel iklim politikasında yeni bir dönüm noktası olmaya hazırlanıyor. Taahhütlerin yerini somut eylemlere bıraktığı bu dönemde, “Diyalog, Uzlaşı ve Aksiyon” ilkesiyle hareket eden Türkiye, zirveyi küresel ölçekte bir “Uygulama COP’u” olarak konumlandırıyor.
Son yıllarda yaşanan gelişmeler, iklim diplomasisinin nitelik değiştirdiğini gösteriyor. Paris Anlaşması sonrası sunulan Ulusal Katkı Beyanları (NDC); emisyon ticaret sistemleri, yenilenebilir enerji teşvikleri ve dekarbonizasyon stratejileriyle iklim politikasını sanayi ve finansın ana gündemi haline getirdi.
Ancak BMİDÇS’nin güncel NDC Sentez Raporu, kağıt üzerindeki hedefler ile sahadaki gerçeklikler arasındaki uçurumun derinleştiğini kanıtlıyor. Gelişmiş ülkelerin temiz teknolojiye, gelişmekte olan ülkelerin ise finansman ve kapasite ihtiyacına odaklandığı parçalı bir yapı öne çıkıyor. Brezilya’daki COP30 Zirvesi, “Global Mutirão” çağrısına rağmen fosil yakıtlardan çıkışta bağlayıcı bir takvim oluşturulamaması nedeniyle sınırlı ilerleme sağlayabildi.
Üstelik 2026 başında Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla yaşanan günlük 20 milyon varillik petrol arz şoku, fosil yakıtlara dayalı sistemlerin kırılganlığını gözler önüne serdi. Bu tablo karşısında AB “AccelerateEU” planı ile enerji bağımsızlığını jeopolitik güvenlik alanı ilan ederken, iklim diplomasisinin merkezine “hedef koymak” değil, “konulan hedefleri güvenli koşullarda uygulayabilmek” oturdu.
COP31 Vizyonu: “Diyalog, Uzlaşı ve Aksiyon”
Türkiye Başkanlığı’nda gerçekleşecek COP31, bu küresel sıkışmışlığa çözüm sunmayı amaçlıyor. Türkiye, zirveyi yeni vaatler üretmekten ziyade mevcut taahhütlerin hayata geçirilmesini sağlayan bir “Uygulama COP’u” (Implementation COP) olarak tasarlıyor.
Bonn İklim Konferansı (SB64) ve Londra İklim Eylemi Haftası (LCAW) müzakerelerinde ilan edilen COP31 Eylem Gündemi, eylem boşluklarını kapatmayı hedefleyen 10 stratejik sütun üzerine inşa edildi:
- Sıfır Atık: Döngüsel ekonomiyle atık yönetiminin iklim potansiyelini açığa çıkarmak.
- Okyanuslar ve Denizler: Mavi karbon ekosistemlerini koruyarak denizel dayanıklılığı artırmak.
- Gıda Güvenliği: İklime dirençli sürdürülebilir gıda sistemlerine geçişi hızlandırmak.
- İklim Dirençli Şehirler: Kentlerde binaların ve altyapının iklim adaptasyonunu sağlamak.
- İklim Uygulama Köprüsü (CIB): Ülke öncelikleri ile somut yatırım projelerini buluşturmak.
- Gençlik ve Eğitim: Gençleri iklim çözümlerinin aktif mimarları haline getirmek.
- Yeşil Sanayileşme: Rekabetçi ve düşük karbonlu sanayi patikaları oluşturmak.
- Temiz Enerji Dönüşümü: Enerji arz güvenliğini garanti ederken temiz enerjiye erişim sağlamak.
- Rio Sinerjisi: İklim, biyoçeşitlilik ve çölleşmeyle mücadele sözleşmelerini entegre yönetmek.
- Dinamik Sağlık Sistemleri: İklim risklerine dayanıklı sağlık altyapıları kurmak.
2035 Küresel Uygulama Hedefleri ve Amiral Girişimler
Eylem gündemini somutlaştırmak amacıyla tanımlanan 2035 Küresel Uygulama Hedefleri sanayi ve enerji politikalarının yönünü çiziyor:
- Elektrifikasyon: Küresel elektrifikasyon oranının %35’e çıkarılması.
- Sıfır Atık: Atık üretimindeki artış eğiliminin yarı yarıya azaltılması.
- Dirençli Şehirler: Binalarda enerji kullanım yoğunluğunun en az %25 düşürülmesi.
- Yeşil Sanayileşme: İmalat sanayisinde döngüsel malzeme kullanımının en az %15’e yükseltilmesi.
Bu hedeflerin uygulamasını desteklemek üzere Brezilya, Türkiye ve Avustralya ortaklığıyla Küresel Uygulama Hızlandırıcısı (GIA) ve İklim Uygulama Köprüsü (CIB) mekanizmaları devreye sokuldu.
Finansman Darboğazı ve Sektörel Dönüşüm Mimarisi
İklim krizinde çözümün anahtarı finansmanda yatıyor. COP30’da gelişmekte olan ülkelerin yıllık iklim finansmanı ihtiyacının 2035’e kadar 1,3 trilyon dolar seviyesine çıkarılması öngörülse de, yüksek sermaye maliyetleri büyük bir engel. COP31’de finansman tartışmalarının risk azaltıcı garanti araçları (de-risking), karma finansman ve Kalkınma Bankalarının kaldıraç gücünü artırmaya odaklanması bekleniyor.
Fosil kaynaklı CO2 salımı küresel emisyonların %74,5’ini oluştururken, çelik ve çimento gibi karbon yoğun sektörlerde karbonsuzlaşma hızı henüz yetersiz. Elektrikli araç satışları yılda 20 milyon adedi aşsa da batarya üretimi için gereken lityum, nikel ve bakır madenciliği ağır ekosistem ve su stresi riskleri doğuruyor. Bu dinamikler, COP31’de Adil Geçiş mekanizmalarının ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Planı’nın (GAP 2025-2034) önemini artırıyor.
Türkiye Perspektifi: İklim Kanunu, ETS ve Yeşil Sanayi Fırsatı
Ev sahibi Türkiye için COP31, iç ekonomide köklü bir yapısal dönüşüm kaldıracı niteliğinde. Türkiye’nin 2024 yılı sera gazı emisyonları 584,5 milyon ton CO2 eş değerine ulaşırken, emisyonların %71,8’i enerji sektöründen kaynaklandı. Türkiye, 126 GW’a ulaşan elektrik kurulu gücünün %62’sini (78,4 GW) yenilenebilir kaynaklardan karşılayarak önemli bir başarı yakaladı. Güneş ve rüzgardaki 40 GW kurulu gücün 2035’e kadar 3 katına çıkarılması hedefleniyor.
Türkiye’nin yeşil dönüşüm mimarisindeki kritik adımlar şöyle öne çıkıyor:
- İklim Kanunu ve ETS: İklim Kanunu’nun kabulüyle Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) ve Ulusal Taksonomi mevzuatı olgunlaştırılıyor.
- AB SKDM İle Rekabet: AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın (SKDM) 180 alt sektörü kapsayacak şekilde genişlemesi, ihracatçı sektörler için düşük karbonlu üretimi zorunluluk haline getiriyor.
- Sanayide Karbonsuzlaşma: Türkiye Sanayi Karbonsuzlaşma Yatırım Platformu (TIDIP) ve YTAK gibi mekanizmalarla çimento, demir-çelik, gübre ve alüminyumda yatırıma hazır proje havuzları oluşturuluyor.
Vaatlerin Ötesinde Bir İklim Liderliği
Küresel ölçekte “su iflası” riskinin konuşulduğu ve iklim afetlerinin maliyetleri artırdığı bir dönemde Türkiye iklim diplomasisinin dümgenine geçiyor. COP31 Zirvesi; Türkiye’nin uluslararası yeşil finansmana erişimini büyütmesi, sanayisinin küresel rekabet gücünü koruması ve bölgesel iklim liderliğini pekiştirmesi için tarihi bir fırsat sunuyor.

